Wednesday, July 18, 2007

New York esintisi

New York.. Hiç gitmediğim ama iliklerime kadar soluğunu ve soğuğunu hissettiğim yer. Kim bilir ne zaman ziyaret edeceğim, 6 ay sonra, 6 yıl sonra? Amerika’nın öbür ucundan, Seattle’dan yayılan grunge akımının ortasında, enetelektüel yanlarıyla icra ettikleri art rock tarzı müzikleriyle 1994 yılında Daydream Nation’ı yayınlayarak, ön ergenlik dönemlerinin sert travmalarını, ilk üniversite yıllarının en heyecanlı konser anılarını yaşatan Sonic Youth’u düşünüyorum New York denince. Manhattan’da veya Brooklyn’de yüzlerce ara sokaklardan birinde, bir apartmanın bodrum katında “garage rock” icra eden bir müzik grubu. The Strokes bile olabilir. Hamburg’da son Sonic Youth albümünü (Rather Ripped) aldığımda, yaza merhaba diyen hafif serin bir hava vardı. İçinden buz gibi “cool” Thurston Moore yorumları çıkacağını biliyordum. Antony and the Johnsons, New York’ta şekil bulmuş bir grup. Antony, New York’un melankolisini, kaosunu yaşarken gezdiği onlarca yer gibi bundan sonra İstanbul’u ve özellikle Yerebatan Sarnıcı’nı da hissederek besteleyecek yeni şarkılarını. Yeah Yeah Yeahs, eski kız arkadaşıma inat yeni bir albümle girecekler tekrar New York sahnesine. Hem de, cazın İstanbul’a örnek olabileceği derecede yaygın müzik ortamına, çünkü sadece post’larla ve proto’larla tasfir edilemeyecek kadar çok çeşitli janraların harmanlandığı yer. Ya da öyle olsa gerek?..

Buz gibi bir New York akşamında karların üzerinde kayarken çıkacak Parker Kindred karşıma. Biraz dalga geçiyor olacak hayatla. Soğuk olduğu için post-rock dinliyor olabilirim, Danimarka’da bana eşlik eden güzel gruplardan birini. Belki hayatımın kadınına da orada rastlayacağım. Tom Waits “I like my town, with a little drop of poison” derken, İstanbul’da her tarafı bilinmeyen başka bir yere çıkan ara sokakların bilmecelerini hatırlayacağım. Son yıllarda izlediğim tüm filmlerdeki İstanbul’u gözümün önünde tekrar canlandırıp yaşatarak. Cecom parçasını duyacağım belki bir yerlerde. Avrupa gibi olmayacağını biliyorum. “Fatih Akın’ı bulacağım” diye yola çıkıp, ufak bir şehrin ufak mahallelerinde bilindik hikayelere rastlamayacağım. “İstediğim zaman dönerim” demekten vazgeçmiş olacağım muhtemelen, “istediğim zaman Latin Amerika’ya gidebilirim” deme imkanım olacak sanırım ama. Bir Jim Jarmusch filminde olduğu gibi kuzeyden güneye kat ederek yapacağım belki bu yolculuğu. Yıllardır aklımda olan “karavan kiralama” fikriyle ve arkadaşlarımla ya da basit bir otostopla. Belki Parker’ın kamyoncu arkadaşlarından biriyle. Batıdan doğuya doğru olmayacak bu sefer işte yolculuk...

No comments: